
Daha önce iki yazımda inşa ve keşif diyalektiğinden bahsettiğim. Keşfi övdüm. Bu yazıda keşfin tehlikeli olabileceği itirazına hak vereceğim.
Ekseriyetle bu itiraz açıkça dile getirilmez. İnşa edilmiş yapıları koruma babında keşifler engellenir. O yapılara ne anlamlar yüklenmiştir!
Yakın zamanda okuduğum Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanı, Fatih’te mukim Neriman adlı genç kızımızın Beyoğlu yaşam tarzını keşfe merak sarmasını, takıntı derecesine vardırdığı bu meraktan, başka birinin hayat hikayesinden aldığı ibretle nasıl korkuyla vazgeçtiğini anlatıyor. Neriman, Garplı Beyoğlu’nu keşiften vazgeçip, Şarklı Fatih’in kalıplarına dönerek huzur buluyor. Yazarımız “Keşifler tehlikelidir, oturun oturduğunuz yerde” demiş oluyor.
Sayısız romanda, filmde bu diyalektik incelenmiştir. Çarpıcı örneklerden bir diğeri, Maymunlar Cehennemi. Bu filmde, “Hassas değerleri korumak istiyorsanız keşifleri engellemelisiniz” mesajı işlenir. Keşfedilecek şey, hakikat bile olsa…
İnsanoğlunun en korkunç halet-i ruhiyesi bu olabilir. Yuhanna İncili’ne göre Hz. İsa Yahudilere “Hakikat özgürleştirir” demiştir. Özgürlük, yanlış veya lüzumsuz kalıpların kırılmasından başka nedir? Mamafih benlik o kalıplarla inşa edildiğinde hakikati sevmez, keşfetmek istemez.
İnşaları sadece büyük sosyal yapılarda aramamak gerek. Gündelik kanaatlerimiz bile birer inşadır. Çoğu zaman onlara dokundurtmaz, daha farklı bir kanaati keşfe çıkmaz, mevcut fikrimizle birlikte benliğimizi de teyit ederiz. Ya da fikirlerimizi doğru çıkaracak şeyleri ararız, buluruz. İnşa ettiğimiz o fikrin yatağı olan benliğimizin muhafazası için…
Bu dediğimi hayatın her sahasında görüyorum. Mesela, derslerimde bir öğrenci anlattıklarımı anlamıyorsa bunun sebebi zeka eksikliği olmuyor. Üniversiteye giriş sıralamasında ilk 7-8 binden öğrenci alıyoruz, zeka sorunları yok. Peki ne? İnşa ettikleri var. Ötesine geçmek için isteği yok, cesareti yok, enerjisi yok, inancı yok. Ve ben bazı öğrencilerde görülen bu halleri anlıyorum. Kısmen hak da veriyorum.
Mevki-makam sahibi bazı insanlarda da bunu gördüm. İnşalar içinde yer tutmuş, yükselmiş. Kalıplara uymuş, kalıplanmış. Keşif kabiliyeti körelmiş. Yeni bir fikri, perspektifi, bakış açısını keşfedemiyor. Keşfetse bile doğru kafayla intibak edemiyor; misal, imaj inşası kafasında ise o keşfi de alıp yine imaj kaygısına meze ediyor. Gerçek bir açılım sağlayamıyor. Yüzeydeki keşifler ve değişimler, derinde kök tutmuş sosyal ve egosal inşaların tahkimi için kullanılmış oluyor.
Peki insanoğlu neden bu kadar inşacı bir varlık? Çok sebep gösterilebilir ama en derini, korku. Daha geniş bir ifadeyle, kaygı. İnsan, kaygılı bir varlıktır. Tutum ve düşüncelerimizin pek çoğu tek bir amaca hizmet eder: Kaygıyı azaltmak. Hep inşalar aramamız da bundan; güzellikleri kalıplayıp bozmamız da bundan; dikkatli, hakikatli ve adaletli olamayışımız da bundan.
Her zerresine bu denli inşacılık sinmiş olan bir yaşamda keşfetmek cidden tehlikelidir. Bir kibritin tehlikesi pek azdır. Ama barutla dolu bir odada zirveye çıkar. Hayatın sosyal ve bireysel katmanları hep inşacı mizaçla örülmüşse keşifçi bir kişi böyle bir etki yapabilir. Onun içindir ki doğruyu, farklıyı keşfetmek isteyenler bastırılır. Bastırıldıkça inşacı altyapı güçlenir ve diğerlerini de pençesine alır.
Ayrıca inşacılık gibi keşifçilik de bir donanım ve kültür meselesidir. Sandalla okyanusa açılırsam ölüp gideceğim muhakkaktır. İnsan, donanımı kadar keşifçi olmalıdır. Donanımından büyük keşiflere çıkanlar savrulur. Ateist, deist vs. olmuş insanlar böyledir. Meczuplar da öyledir.
Hayalde insan için keşfe sınır yoktur. Realite ise vardır. Başkasının hakkına girmeyi içeren keşifler hayır getirmez.
Çocukken Karadeniz’in virajlı yokuşlarından aşağı bisikletle kendimizi salardık. Şimdi bakınca çılgınca bir şey. Orada keşfettiğimiz, müthiş bir heyecandı. Fakat oynadığımız kumardı. Dağı, denizi, mağarayı, ormanı keşfe çıkıp heba olanlar çoktur. Başka yaşam tarzlarını, akımları keşfetmek de böyledir. Günahlar da böyledir.
Haram deriz. Haram “kutsal” anlamına gelir Arapça. Harem de aynı kelimedir. Girilmez. Kutsaldır. Günahları işlemek ilahi sırlara ayak basmaktır. Nedir o sırlar? Kurcalama, keşfetme. Kalsın. Neden peki? Taşıyamazsın.
Yakın ilişkiler, insanlar birbirini keşfettiği için bozulur. Restoranların mutfaklarını gözetlesek yemek yiyemeyiz. Hayranı olduğumuz insanları yakından tanısak çoğunu sevemeyiz. Özendiğimiz yerlerde zaman geçirdikçe kusur keşfederiz. Keşfetmek, hayatın tadını da kaçırabilir.
Ancak çok müstesna insanların başarabileceği bir keşif yolculuğu vardır: Karanlık tarafımızı keşfetmek. Jung’un tabiriyle gölgemiz. İnsan kendini aklamaya meyyal bir varlıktır. Bir kötülük yaptıysak bile tevilini buluruz. Zaten o teville birlikte yaptığımız şey de kötü olmaz. Adalet olur. Zaruret olur. Hikmet olur. Kötü değilizdir. Böyle düşünenler cahildir. Kötüsün, kötüyüm. Hakiki iyilik, kötülüğüne uyanmışlarda olur. Bencilliğine, hesapçılığına, korkaklığına, zayıflığına… Ötekiler kendisini okşamakla meşgul, benlik inşasındalar. Benlik ne kadar büyükse gölgesi de o kadar büyüktür. Gölgeyi küçültmenin tek yolu, benliği küçültmektir ki bunu bile benlikle yaparız. Karanlığını keşfetmek çok az insanı düzeltir; pek çoğunu arsız yapar.
Dünya işlerinin birer oyun olduğunu keşfetmek, oyunbozanlığa yol açar. Tehlikelidir. İçimize dönelim dediğimizde keşfedeceğimiz şey ise çoğu zaman nesillerin yükü, toplumun çöpü, kırılgan egomuzun çırpınışları olacaktır. Herkes kalbi görülsün ister, kimse bağırsakları görülsün istemez. Bizi keşfetsinler ama sunduğumuz şekilde… Kimse kendini tam bir keşfe açmaz. Açsa da her halini taşıyanı bulamaz. Kendisi de bir başkasının her halini keşfedip sevemez.
Velhasıl keşfetmek hayatın aslı, amacı, ana kulvarıdır, öyle olmalıdır. Bireyde de toplumda da keşifçi refleksi bastırmak büyük hatadır. Keşfi kapalı olanlar, yaşamın nesnesidir. Özneleştikçe nesne olurlar hatta. Öte yandan, destursuz keşfe çıkmak da zararlıdır. Başa olmadık işler getirir. Hayat keşifle yaşanmalı ama keşfin de bir mantığı olmalı. Azami ve sürdürülebilir keşif için.
Insan kendini kendi dunyasini kesf etmeden hic bir yere varamaz .Hayata gelis manasi ve Allahin Lutfu ikrami nedir ?
Profesyonel yasamda da bu sekilde sanirim. Bir konuda uzmanlasmis bir kisiye yeni birsey anlatmakta bazen zorlaniyoruz. Bilgi birikimine baktigimizda cok rahqt anlasabilecegimizi dusundugumiz bir kisi ile bazen hic bir noktada bulusamiyoruz. Kendi derin uzmanligindan bir adim farkli tarafa adim atmak istemiyor. Kesfe kapali olmak yolun sonu da denebilir mi bir anlamda. BM nin yaslilik taniminda dendigi gibi; “yasli yeni seyler ogrenmeyi birakan kisidir”