Bir Duyguya Saplanmak


Allah’ın isimlerinden birinin ism-i azam (en yüce isim) olduğuna, o isimle dua edilirse duanın mutlaka kabul edileceğine dair bir inanış var. Bu ismin Kadir gecesi gibi saklı olduğuna ancak keşfedilebileceğine de inanılıyor.

Bir de her ferdin kendine has bir ism-i azamı olduğundan bahsedilir. Malum, insan maddi boyutta elementlerin, manevi boyutta da ilahi isimlerin bir terkibidir. Her insanın bu isimlerden biri galip olacak şekilde yaratıldığına inanılır. Ve insan için mutluluk, tam ve tatmin olma hali, ancak o ismin tecellisi altında olur.

Somut izah edelim: Diyelim ki benim ism-i azamım el-Alim yani bilen. Bana el-Ğani isminden sürekli servet yağıyor. Bu beni tam mutlu ve mutmain etmeye yetmez. Bende el-Alim tecellisinin tamamlanması lazım ki tam mutlu olayım.

Bazı insanlar vardır, bolluk içinde, mutsuzdur. Bazısı da vardır, zorluklardan başını kaldıramaz, mutludur. Sebebi budur. Adamın ism-i azamı el-Metin (Etkilenmeyen) ise ve bu isimde kemale erdiyse mutludur o. Öbürü ise ismini, makamını bulamamıştır; mutsuzdur.

İnsanlık tarihi boyunca bütün bilge insanlar “Kendini bil” dediler. Kendini bilmenin bir boyutu da budur. Kişinin kendisinin yaratılmasındaki muradı, kendindeki galip yönü keşfetmesi, o yönde yürümesidir. Keşfettikten sonra elbette o yönü hayırda kullanacak. Misal, el-Mümit isminin tahtında ise asker olacak, savaşacak, öldürecek, belki kendi de ölecek. Başka birine hiç uymayacak bu meslekte o insan mutlu ve mutmain olur.

İnsanın ruhen her şeyden sıyrılarak özünü bulması, hayatın en zor ve en değerli uğraşıdır.

Bir de ism-i azamı bulmanın tam tersi hal var: Saplantı.

Manen arınıp yükselemediğimizde, aramaktan ve savrulmaktan bitap düştüğümüzde sığındığımız limandır, saplantılar. İsm-i azam yüceliğine zıt derinlikte bir çukura düşmektir. Gözün, kulağın, aklın, kalbin mühürlenmesidir. Mühürleyen de kendimizizdir bir bakıma. Umutsuzluğa düştüğümüzde o mühre kendimiz yer açarız içimizde. Zira umutsuzluk; inançsızlıktır, inkardır ve manevi cezayı gerektirir.

Derûn adında bir film izledim. Mağrur güzel Marife’ye coşkuyla aşık olan bir adam var: İlyas. Marife hasta olur, yüzünde sivilceler çıkar. Marife’nin yüzüne bakamayan İlyas onu da, köyü de terk eder. Ömür boyu birbirlerini görmezler. İlyas’ın 40 yıl sonra köye cenazesi gelir. Marife’nin hastalığı geçmiş, yüzü düzelmiş, fakat yaşlanmıştır. Marife’nin aslında içinin çirkin olduğu ifşa olur. Zira Marife 40 yıl boyunca bir duyguyla yaşamıştır (daha doğrusu ölmüştür): Öfke.

Pek çok insanın hayatının büyük bir kısmını, belki de tamamını tek bir merkez veya alt duyguyla geçirdiğini düşünmeye başladım bu filmden sonra. Bir ana duyguya saplanmışız, diğer duygular gelip geçiyor, o ana duygunun üstünden akıp gidiyor, ana duygumuz kah görünüyor kah saklanıyor, ama hep orada bir yerde kalıyor, ana yolumuzu ve yolculuğumuzu temelden şekillendiriyor gibi geldi.

Gurur duygusu mesela… Gururu için düzgün olan nice insanlar var. Düzgün halleri, gurur merkezine bağlanıyor. O merkez zedelenmesin diye mazbut… Zedelenirse fena… Veya karamsarlık… Ne kadar nimetlere kavuşsa da hep kötüyü gören, çağıran insanlar… Veya kaygı… Veya heyecan… Veya üstünlük arayışı… Veya onay isteği… Hayatını başarıya adamış, çünkü insanların kabul ve onayına muhtaç… Veya inat, küslük, hırs, didişme… Bunların kökü olan bir duygusal saplantı… Her ne ise o…

Var mı böyle bir şey? İsm-i azamın tersi gibi…

En yüceyi aramadığımız, bulamadığımız için varoluş hikayemizin çamura saplanıp patinaj yapmasına sebep olan, sabit, nahoş, derin bir iç halimiz var mı? Dışta başka başka hallerde yaşıyor görünürken… Var mı?

“Bir Duyguya Saplanmak” üzerine 2 yorum

  1. Var…
    Şeytan’in asıl ismi Yahudi ve Hristiyan kaynaklarına göre Azazel di.Ta ki içindeki Esma’yı ;El Aziz vasfını ters yönde kullanmayı,özgür iradesi ile seçene kadar.İnsanin Esma’sı da değişmiyordur ama belki kullandığı yer iyiye ve doğruya hizmet etmiyordur.
    Seçimler…
    İsm’i Azamlar’in insan üstündeki etkisi çok merak uyandıran bir konu.Bu konuda daha kapsamlı, örnekli yazılarınızı paylaşırsanız ,bizlere de feyz olur.

  2. Ufuklar ötesinde ufuk açıcı, soyut olduğu kadar da anlaşılır bir yazı olmuş. Yüreğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir