Kibre Sığınmak


Dervişin biri hiç iyilik yapmazmış. Sebebini sormuşlar. “Şeyhim yasakladı” demiş. “Nasıl olur!” demişler. “İyiliği nefsinle yapıyorsun” demiş şeyhi. “Yapmayarak nefsini terbiye et”.

Tasavvufta tek doğru yoktur. Meşrebe, kişiye göre değişen reçeteler vardır.

“Taklit ede ede insan usta olur”: Bu da tasavvufi bir öğüttür. Cömertliği taklit ede ede cömert olursun mesela.

Fakat bunda bir tehlike var: Taklit ede ede kusursuz bir taklitçi olmak! O kadar ki hakikisinden ayırt edilemiyor, hatta ötesine geçiyor.

İçi boş, sahte hatta.

Mürşit, insanın iç sesini düzeltendir.

Yakınlarımız, toplum, kurumlar, medya vs. iç sesimizi bozarlar. Gürültü, cızırtı dolarız. Yoruluruz. Tedirgin oluruz.

Tedirginlikten çıkmak için anlama ihtiyaç duyarız. O anlamı kimimiz doğrudan kendimize yükleriz. Kimimiz de başka bir şey üzerinden (aile, meslek, statü, bilgi vs.) dolaylı olarak yine kendimize yükleriz.

Kibir, insanın kendine yüklediği anlama yapışmasıdır.

Yapışmasa anlamsız hissedecek. Mecbur.

Kibrin kökeni korkudur. Tedirgin edici şartlar insanı kibirli yapar.

Kibirli olmak için kibir malzemesinin olması lazım.

Kimisinde bu doğal olarak vardır. Güzel kadın mesela. Zengin aile.

Kimisi ise sonradan edinir. Statü, para, bilgi…

Kimisi ise bomboş, salt varolma kibri içindedir.

Nimetler, kişinin kendine anlam yüklemesini kolaylaştırdığı için sevilir.

Kibirli insanlar karamsardır. “Bu anlam kaynağını bırakırsam daha anlamlısını bulamam” duygusu içindedirler.

Hayatın en velut demleri, anlamımızı bulamadığımız zamanlardır. Anlam bulanlar oyuncak bulmuştur. Bulamayanlar ise kayıptır ama hakikati bulabilir.

Kibrin tersi gönül. Kendine ayrı bir anlam yüklememek.

Kendime özel bir anlam yüklemezsem her şey olabilirim. Holdingin patronu da kapıcısı da. Kibirliysem yukarılarda olmam gerekir. Olamazsam üzülürüm.

Kibir bir esaret, muhtaçlıktır aslında. Kendime yüklediğim anlamın teyit edilmesine muhtacımdır. Teyit etmeyenlere düşman olurum. Teyit edenlerle çevrelenmek isterim.

Tasavvufta ekseriyetle kişinin kusurları yüze vurulmaz. Çünkü çoğu insan bununla baş edemez. Daha geriye gider. Kusurları yüze vuracak yapıda olanlar münzevi olur.

Yukarıdaki cümleden sonra garson kız geldi, bir bardak çayı olduğu gibi bilgisayara ve üstüme döktü. Tepki vermedim. Kız şaşırdı, gülmeye başladı. Patron geldi. Özür diledi. “Hiç kızmadınız” dedi.

Anlamsız geldi belki. Belki de anlamlı geldi, ondan kızmadım.

İnsan yakınlarına kızar, küser. Çünkü kendimize yüklediğimiz anlama gölge düşürürler.

Kutsansın istediğimiz bir taş var içimizde. Tam sadakat, kabul, övgü, hayranlığa layık bulduğumuz. Sorgulanmasın o nokta istiyoruz. O taş kalkarsa altından ırmaklar çağlayacak belki, yerinden oynatılmasın istiyoruz.

Gerçeğimiz o taşlaşmış noktada. Etrafı kat kat yosun bağlamış, taş olduğu bile anlaşılmıyor artık. Latif bir yeşillik sanıyoruz. Geri kalanımız dekor aslında. Gerçeğimiz o.

Kabe, hakikat. Dünya, dekor. Onun gibi.

Geçici anlamlar ile anlamsızlık arasında savruluyoruz insanlık olarak.

Kibirlenmeyenler 1. 2. kattan düşecek. Kibirlenenler 80. 90. kattan düşecek. Kiminin küçük, kiminin büyük balonu sönecek. Fark bu.

(Hesap almadılar)

Kibre Sığınmak” üzerine 1 yorum

  1. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir