Kendin Olma!


Günümüzün popüler sloganlarının başında geliyor: Kendin ol!

Geçen bir kitap gördüm, tam tersini söylüyor: Kendin olma!

Başlığı: “Breaking the Habit of Being Yourself: How to Lose Your Mind and Create a New One”. Yani “Kendin Olma Alışkanlığını Kırmak: Aklınızı Nasıl Kaybedersiniz ve Nasıl Yeniden Oluşturursunuz?”

Daha önce Batılı ve Doğulu psikoloji (nefs ilmi) geleneklerini mukayese ettiğim bir yazımda şunu söylemiştim: Her ikisinde de yaralı ego problemi vardır. Batı’da problem egonun “yaralı” olmasıdır, onarılmasına çalışılır. Doğu’da ise problem egonun “var” olmasıdır, yok edilmesine çalışılır.

Batı’da ego onarılmaya çalışılırken sürekli var edilir, sürekli yaralı bırakılır, zira yaralı olmak (eksik, zayıf vs. olmak) egonun doğasında vardır.

Doğu’da ise ego yok edilmeye çalışılırken insan küçültülür, sağlıklı ego kalıbı içinde tekamül etmesi gereken ruh boğulmuş olur.

Ego, ruhun iskeletidir. Önce petek, sonra bal. Peteksiz bal olmayacağı gibi egosu sağlıklı olmayan insan da ruhen gelişemez. Koza ve kelebek gibi yahut. Tırtıl önce kozayı yapacak, sonra kozayı delip kelebek olarak çıkacak.

Batı sürekli kozayı onararak ruhun kelebekleşmesine izin vermez. Doğu toplumları ise kozayı örseleyerek ruhun kelebekleşmesine izin vermez.

Bir tırtıla sürekli “Sen tırtılsın, haddini bil” derseniz onun hep tırtıl kalmasına yol açarsınız. Sürekli “Harika bir tırtılsın, böyle devam” derseniz sonuç yine aynıdır. Telkinler zıt olsa da sonuç değişmiyor.

İnsanın gelişiminde doğru yol, kendin olmak da değildir kendin olmamak da. Kendini bilmektir. Bilmek, eylemekten büyüktür. Bilenin eylemsizliği, bilmeyenin eyleminden daha değerlidir.

Bilen kişi, nerede kendi olacağını, nerede kendi olmayacağını da bilir. Zira “kendim” dediği özelliklerin hangilerinin özünden kaynadığını, hangilerinin montaj olduğunu da bilir.

Huzursuzluk, montaj özelliklerle yaşamaktan kaynaklanır. Huzur ise özüyle yaşamaktır. İnsanın özü, kendisi değildir. Aynada gördüğümüz, bedenimizin kendisi olmadığı gibi.

Binlerce kostüm giydiriyorlar bize, cahilce zevklerine göre, sonra da “Şöyle ol, böyle ol” diyorlar. O kostümler ben miyim acaba? O kostümleri seven ben miyim? Yoksa onları sevmem de zihnime giydirilen düşünce kostümleri mi?

Velhasıl hakiki anlamda kendin olmak zordur. Bilen insan, kendin olmamanın da bir o kadar değerli, hatta daha zorlu olduğunu bilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir