
İnsan, zoon politikon (siyasi hayvan) olarak sürekli siyaset güden bir varlıktır. Ve homo economicus olarak da sürekli kar-zarar hesabı yapar. Tüm geçimler ve geçimsizlikler buna bağlı olarak gelişir.
Bir ilişki ne kadar duygusal görünüyorsa o kadar tehlikelidir. Çünkü ilişkinin siyaseti o ölçüde derinleşmiş, kar-zarar hesabı da o kadar bağımlı ve kırılgan hale gelmiştir.
18 yaşıma kadar Türkiye’de yaşadım. Kendimi zor biri olarak tanıyordum. Sonra uzun süre yurt dışında yaşadım. Ufak tefek adaptasyon kazaları dışında gayet uyumlu, geçimli, yumuşak tabiatlı olduğumu gördüm. Hiçbir ciddi sorun yaşamadım. Sonra Türkiye’ye döndüm. Pek çok kurum ve kişiyle sorun yaşadım. Fakat artık bir fark vardı: Sorunun bende olmadığını öğrenmiştim.
Türkiye’de ilişkiler çok kompleks ve kamufle menfaat hesapları üzerine kuruluyor. Menfaat kelimesini olumsuz kodlamadığımı belirteyim. “Menfaatçi Bir İslam Anlayışına Muhtacız” diye bir yazım var.
Buradaki sorun, menfaatin, ayıplanarak ve inkar edilerek, başka görünümler ardında gözetilmesi.
İnsanlar iki kanaldan birbiriyle geçinirler:
- Gönül uyumu
- Menfaat uyumu
Gönül, insanın hesap yapmayan tarafıdır. Ben demediği tarafıdır. Ben demeyince sen de demezsin. Birlik duygusuyla hareket edilir.
Bir de menfaati maksimize etmek için birleşmek vardır.
Gönül birliği. Menfaat birliği.
Gönül birliği evlilikte olmaz. İşyerinde olmaz. Kurum-kuruluş altında olmaz. Gönül birliği, manyetik bir bağdır, görünür bağı yoktur.
Görünür bağlar menfaat bağıdır. Bu da kötü değildir, lütfen yanlış anlamayın. Dürüst ise…
İki insan düşünün: Biri, çok seviyor, gösteriyor ama derununda bencil. Diğeri az seviyor veya gösteriyor ama derununda bencil değil. Hangisini tercih edersiniz?
İnsanlarla hoş geçinmek bir meziyettir. “İnsanlarla ünsiyet kurmayan ve kendisiyle ünsiyet kurulamayan kişide hayır yoktur”. Hadis.
Peki ünsiyeti nasıl kuracağız?
- Gönül bağı
- Şeffaf menfaat bağı (maddi veya manevi)
- Adil alış-veriş
- İstikrarlı muamele
- İnsanlık ve vicdan bağı
- Medeni davranış bağı
- Hak ve hukuk bağı
gibi kanallarla kurulabilir.
Bu bağların kurulabilmesi için kişilerin akıl gözü ve adalet kulağıyla iletişim kurabilmesi lazımdır.
Bunun için de kişinin kendiyle meselesini aydınlatmış ve bir nebze çözmüş olması gerekir.
Doğu toplumlarında insanlar güvende hissetmezler. Siyasetlerini incelttikçe inceltirler. O kadar ki bir süre sonra kendi kendilerine siyaset yapar hale gelirler. Maruz kaldığı her şey, kişinin iç denge ve dinamiklerine çarpar. Gürültü çıkar. O gürültüde akıl ve adalet melekeleri zayıflar. Tamamen içgüdüsel olarak menfaat hesapları güderler. Menfaat güttüklerini, kendilerinden bile saklayacak hale gelmişlerdir. Bu bilinç uyuşmasını gönül tahayyülüyle süsleyip, samimi sevip sevildiklerine inanırlar. Duygusal-kurgusal bir yaşam boyutuna geçerler. O boyutun sarsılmaması için, o boyutun merkezine yerleştirdikleri, zamanla taşlaştırdıkları kişilik imajlarına sıkı sıkıya sahip çıkarlar.
Bu gibi insanlarla hoş geçinmenin yolu, eğilmektir. Bir büyüğe veya bir çocuğa eğilir gibi. Veya onu eğmektir. Nitekim siyaset, iktidar için yapılır. Güç bende olsun diye. Sonuç olarak denklik ve kardeşlik hukuku tesis edilemez.
Güç istenciyle malul insanlarla hoş geçinmek zorunda mıyız? Elbette hayır. Zira haksız bir talepte bulunuyor. Fakat kendisi de farkında değil, kutsadığı iç taşına ihtiram beklediğinin. O kendini gönül ehli sanıyor, içine baktığında gördüğü süsler sebebiyle. Bu gibilerle hoş geçinmenin yolu, uzak durmak.
Batılılar bunu çözmüş büyük oranda. Uzak kalarak hoş geçiniyorlar. Doğuluların bin bir ince siyasetle (ki bu siyasetlerin içinde yalan kadrosuna giren yüzlerce tutum ve davranış var) yürüttüğü yakın ilişkileri, Batılılar baştan kurmuyorlar. Hangisi daha doğru? Peygamberin söylediği geçimli olmak hangisi acaba? İkisi de değil.
Ahlaklılıkta yalan, ahlaksızlıkta dürüstlük gizli olabilir. Düşünün, hak vereceksiniz.
Batı’nın ahlaksızlıklarının çoğu dürüst icra edilir. Doğu’nun ahlaklı görünümlerinin çoğunun ardında yalanlar vardır. Yalan olduğu fark bile edilmeyen, doğallaşmış yalanlar.
Söyleyin, nasıl geçimli olacaksınız?
Ben söyleyeyim: Manipüle ederek. Yalan kültüründe yoğrulmuş, özüne yabancılaşmış insanlara duymak istediklerini söyleyerek. Uygun tuşlara basarak. Onları yönettiğinizi, kullandığınızı sanıp, aşama aşama kendi özünüzden uzaklaşarak. Kendisine yalan söylenilmesi gereken birine dönüşerek. Manipüle edilerek. Yalanlar diyarına uyum sağlayarak.
Yahut uzak kalarak.
Veyahut, gönül organımızı tamir ederek.
Hocam bunu Doğu’ya şamil şekilde yorumlayabiliriz, alt başlık olarak Türkiye üzerinde yorumlayabiliriz ve son olarak Ankara üzerinde yorumlayabiliriz. Ankara’nın sakinleri ile iletişim ayrı bir hikaye