
Çıkıntılık, kişinin normal “olduğu düşünülen” durumlar karşısında direnç ve uyumsuzluk sergilemesidir. Kime göre normal, o kişiyi normali belirleme mevkiine kim koydu, başka türlüsü neden anormal olsun? Bunlar sorgulanabilir. Sorgulandığı zaman çıkıntılık yapmanın altyapısı oluşur, haklı veya haksız.
Çıkıntılık, itiraz duygusunun küçük boyutta dışa vurmasıdır. Büyük boyutuna da isyan denir. Kitlesel isyan bir ülkeye ne yaparsa çıkıntılık da yakın ilişkileri o derece bozar, ince ince. Çıkıntılığın olmadığı, hoşnutsuzluk varsa birlik ve barış içinde dile getirilebilen ve adil sonuçlar alınabilen ilişkiler sağlıklıdır.
Çıkıntılık yapan, yakın ilişkide olduğu kişiye hem itiraz ediyor hem de etmiyordur. Açık bir bayrak açma, isyan, itiraz yok; dolayısıyla suçlama konusu yapılacak bir kabahat de yok. Ancak birikirse olabilir. Öte yandan gönülden, tam bir uyum da yok; bu sebeple huzur tesis edilemiyor. Karşılıklı güvensizlik büyüyor. Dolambaçlı, tekinsiz bir etkileşim labirenti kuruluyor. Yakın ilişki, bir süre sonra yorucu hale geliyor. Bıktırıcı, bezdirici düzeye ulaştığında ise kriz patlak veriyor.
Çıkıntı davranışlar, evlatlar ile anne-babalar arasında sık görülür. Çocuk dünyaya yeni gelmiş, bir fidan gibi topraktan başını çıkarmaya, göğe uzatmaya çalışan bir varlıktır. Çıkıntılık çocuğun büyüme çırpınışıdır. Doğasıdır. Güzelliğidir. Bazı anne-babalar çocuğu ezer, çocuk hiç çıkıntılık yapmaz hale gelir ya da kronik çıkıntı olur, gelişimi eksik kalır. Bazı anne-babalar çocuğun çıkıntılık yapmasından haz alır, çocuk terbiyesiz olur. Bazısı umursamaz, çocuk rehbersiz kalır. Bazıları ise çocuk çıkıntılık yapamayacak kıvama gelene kadar manipülasyona devam eder; çocuk kendisine çizilen çerçeveyi benimser hale getirildiği için çıkıntılık yapmaz. Bunların hepsi sağlıksızdır. Çocuğun çıkıntılık anlarını gelişim fırsatı (hem çocuğun gelişimi hem kendi gelişimimiz) olarak görmek, yönetmek gerekir. Bunu adil yönetemeyen anne-baba hata eder; çocuğunun sevgisini ve saygısını kaybeder.
Kuran-ı Kerim’de “çıkıntı” kavramı geçiyor. “Nüşuz” şeklinde. Nisa 34, kadının kocasına çıkıntılık yapması. Kadim din ve geleneklerde, mamafih insan fıtratında, kadın-erkek ilişkilerinde çerçeveyi kurmak, liderlik yapmak, kaynaşmayı temin etmek erkeğin vazifesidir; kadın da çıkıntılık yapmayarak erkeğin bu misyonunu zorlaştırmaz, kolaylaştırır.
Hristiyanlık’tan örnek verelim (Efesliler 5:22-24): “Ey kadınlar, Rabbe teslim olduğunuz gibi kocalarınıza teslim olun. Çünkü Mesih kilisenin başı olduğu gibi erkek de kadının başıdır. Kilise Mesih’e bağlı olduğu gibi kadınlar da her durumda kocalarına bağlı olsunlar”. Devamında kocalara tavsiyeler var, meraklısı bakabilir.
Kuran, kadın-erkek münasebeti bağlamında erkek çıkıntılığından da bahseder (Nisa 128). Fakat burada bir nüans var: Kadın kocasına çıkıntılık yapıyor; erkek ise karısına yapmıyor, muhatabı karısı değil. Peki kim?
Nisa 34’te “Saliha kadınlar kânite’dir” deniyor. Kânite ne demek? Diklik, direnç, çıkıntılık hali olmayan; gönülden, huzurla uyumlanan kadın. Bu, kocasına karşıdır. Ahzab 35’te ise erkeklerin ve kadınların Allah’a karşı kânit-kânite olmalarından bahsediliyor.
Başka ayetlerde de bu kavram geçer:
“Yerde ve gökte ne var hepsi O’nundur; hepsi O’na kânittir” (Bakara 116).
Bakara 238 ise motamot çevrilirse “Uyumlu dik durun” anlamına geliyor. Allah insanı iki ayak üstünde yaratmış, hayvanlarda yok bu, işte bu izzetle kânit olun. Değerinizi bilerek.
“Eğer Peygamber sizi boşarsa Allah ona sizden daha hayırlı, kânite zevceler verebilir” (Tahrim 5).
“Meryem kânitlerdendi” (Tahrim 12). Burada “kânitelerdendi” demeyip erkeklerle birlikte zikretmesi, Meryem’in Allah’a kânite olmasındandır. Cinsiyetin odakta olduğu ayetlerde kadınlar için çoğul durumda kânitât geçer. Ali İmran 43’te Meryem’in doğrudan Rabbine uyumlanması anlatılır. Zira kocası yok.
Merak edenler bu kavram ve ayetler için tefsir hocalarından ders isteyebilir. Bizden bu kadar.
Huzurlu bir yuva için evlenmeden önce ve sonra gözetilmesi gereken en önemli kriter, bu ayetlerde geçiyor: Kadın kânite mi, erkek kânit mi?
Kadın “Ben bu adama çıkıntılık yapmam” diyeceği, saygısını koruyacağından emin olduğu erkeği seçmelidir. En hayati koşul budur. Erkek de çıkıntılık altyapısı olmayan kadını seçmelidir. Ezikliği sebebiyle değil, tam tersine, görgüsü sebebiyle.
Kadınların pek çoğunda şu var: “Kocam Allah’a kânit mi ki ben ona kânite olayım?” Bu söz haklıdır. Fakat asıl mesele o değil. Kânite olamadığı bir evlilikte durması, kadının kendisine zarardır. Kocasından bağımsız… Haklı-haksız olmasından bağımsız… Kadın ancak ve ancak kânite olabildiği ilişkide durmalıdır.
Bunun da yolu şudur:
a) Kocanın kusurları tolere edilebilecek düzeydedir, kânite olursun.
b) Tolere edilemeyecek düzeydedir, boşanırsın.
Hem kalır hem de uyumlanmazsan ne olur? Beyhude yıpranırsın.
Kadın, uyumlanmadığı erkeği emasküle eder. Erkek zayıfsa onu tüketir, güçlüyse de onun gelişimine gübre olur. Yani o adam manen daha güçlü, dayanıklı, sabırlı, yerine göre umursamaz, odağını bozmaz, olgun biri olsun diye kadın kendini heba ve feda etmiş olur. Bu sebepledir ki pek çok erkek bir kadınla olgunlaşır, başka kadınla mutlu olur. Kadın ise öyle değil. Kadın, hayata manen daha mahfuz başlar. Bir adama açılıp örselendikten sonra başka adamla mutlu olması zordur. Zira örselenerek güçlenen bir kadının kadınlığı körelir. Fıtraten erkek zorlukla, kadın sevgiyle olgunlaşır. Zorluk kadını sertleştirir; asıl ilerleten sevgidir. Sevgi erkeği rahatlatır, doğru dozda ve tarzda olursa ona mücadele gücü verir; fakat asıl olgunlaştıran zorluklardır.
Kadın, kendisini örseleyen hiçbir denklemde yer almaz. Bu, iki anlama geliyor: Bir, yer almamalıdır. İki, yer alsa da çoğu kadın sırf örselenmiş hissetmemek için sorumluluk almaz. Oysa ki sorumluluk almayınca örselenme daha da derinleşir çünkü yüzleşme olmamış, yara kapanmamıştır. Erkek ise öyle değil, örselendikçe güçlenebilir, erklenebilir.
Araf 24’te Adem, Havva ve şeytana “Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin” deniliyor. Kadın ile erkek arasındaki çekişmelerin kaynağı budur. Doğamızda vardır. Hem çekim hem itim. Hem uyum hem uyumsuzluk.
Kadın bir yandan erkeğe uyumlanmak ister, diğer yandan da son kertede erkek ona uyumlansın ister. Erkeği yönlendirebilmek, gerektiğinde kullanabilmek ister. Kullanabilmek maksadıyla kendisini kullandırır. Bu iki dürtü arasında gel-git yaşaması kadın kaynaklı huzursuzlukları doğurur.
Erkek ise bir yandan kadın sevgisiyle doludur, diğer yandan kadını engel olarak algılar. Neye engel? Süfli olabilir, ulvi olabilir; arzularına engel, fren.
Dürüst bir kadın erkeğe “Seni bir yanım istiyor, diğer yanım istemiyor” der. Erkek de kadına aynısını söyler. Zaten bu derece dürüst olabilirlerse bir süre sonra istemeyen yönleri yok olur. Dürüst olamazlarsa da birbirlerini isteyen yönleri zayıflar, belki de yok olur.
Kadının çıkıntılığı, uyumlanmaması veya erkeği yönlendirme statüsüne erişmek için uyumlanması (uyumlanıyor taklidi yapması), erkeğin kadını hayatında gittikçe büyüyen bir pürüz olarak kodlamasına yol açar ve erkek kaynaklı huzursuzluklar baş gösterir. Sorumsuzluk, ilgisizlik, uzaklaşma, rahatlama isteği, günahlar, bağımlılıklar… Ve erkek kadına değil, doğrudan Allah’a karşı çıkıntılık yaptığı, itiraz ve isyan ettiği noktaya sürüklenir. Yukarıdaki ayette bahsedilen “erkeğin çıkıntılık hali” budur. Kadına karşı değildir. Topluma veya devlete karşı da değildir.
Günümüzde kanunlar devleti Allah yerine koyduğu için erkek çıkıntılığını büyük bir şiddetle cezalandırır. Kadın çıkıntılığını ise hoş görür zira kadın erkeğe çıkıntılık yapmıştır, devlete değil. Erkek ise tanrılaştırılan devlete, sosyal sisteme karşı çıkıntılık yapmış gibi algılanır.
Bütün dinlerde ve kadim geleneklerde kadının kocasına itaati, bir ontolojik üstünlük meselesi olmayıp, hayata karşı son derece güçlü olabilen erkeğin kadın karşısında zayıf olabilmesinden ötürüdür. Adamın psikolojik ayarlarını alt-üst edebilirsin; uyumlan, teskin et.
Aşktan divane olanlar kadın mı, erkek mi? Şiirler yazanlar, düello yapanlar. Kadının erkek üzerinde son derece güçlü bir alttan iktidarı vardır. Uyumlanma, bu alttan iktidarın gereğini yapmaktır. Çıkıntılık ise doğal tesirini yeterli bulmayan kadının, eril duyguya geçerek mücadele yürütmesidir. Bir kadın bu duyguda oldu mu iki durumda da kaybeder: Ya erkek pes eder, çekilir, kadın eşsiz kalır. Ya da kendisi pes eder, boşuna yıpranmış olur.
Evlilik Allah’ın bir tuzağıdır ve Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Neden tuzak? Çünkü sadece iyi yönünü gördüğün şeylerin iki yönüne de uyanırsın. Karşı cinsin ve kendinin bencilliğine uyanırsın, yol ararken (eğer niyetin temizse) terbiye olursun. O arada çocuklar olur, insan soyu yani ilahi murat devam eder.
Allah erkeğe “Sen kadında sana karşı nüşuz olmasın istiyorsun, ben de sende bana karşı nüşuz olmasın istiyorum” der. Namaz, oruç, ibadetler bu uysallığı temin etmek içindir. Namazlara ilave bir süs olan kunut (kânit ile aynı kökten) duası bunun latif bir tezahürüdür.
İçimize bakalım; Allah’a, emrine, takdirine direndiğimiz, halimizle çıkıntılık yaptığımız yüzlerce bahis var. Allah’la ilişkimizi asıl bozan da bunlardır. “Şefaatim büyük günah işleyenler içindir” hadisi var. Günahlar bellidir, barizdir, insan utanır, kurtulmak ister, şefaate konu olur. Çıkıntılık ise belli belirsizdir, haldir, eylemdense kalp bozukluğudur.
İlişkilerimizi gözden geçirelim. Bir yerde memursun, amirin var. Çıkıntılık yapma. Çıkıntılık yapmanı, itiraz ve isyan etmeni hak eden bir amirin mi var? Görüşlerini, adil sınırları dile getirirsin; haklıysan, düzelmiyorsa açıktan mücadele et, daha iyidir. Veya ayrıl. Ama hem kalıp hem de sinsi çıkıntılık yapmak olmaz. Veya amirsin: Yönettiğin insana çıkıntılık yaptırtma; derdini düzgünce anlatma fırsatı ver. Haklıysa çöz, görmezden gelme, sinsi olma.
Çıkıntılık; sinsi, kötü bir itiraz ve iletişim biçimidir. İstiyorum ama istemiyorum. Buradayım ama değilim. İpler sende ama bende. Adilim ama bazen. Öyle olmaz. Herkes yerini bilmeli, yerinde huzur bulmalı. Bulamıyorsa yeni yer aramalı. Çıkıntılık yapmasına gerek bırakmayacak ilişkilerde olmalı, çıkıntılık yapmayanlarla ilişki kurmalı. Şahsiyetli, insaflı.
Tabii şimdi bu dinamikler hep zedelendi. Yazdıklarımızın çoğu havada kaldı. Artık kadınlar uyumlanmıyor; uyumlanan erkek istiyor. Erkeklerin kadın erkini kabullenmesi öğütleniyor; erkekler çıkıntılık yapmakla itham ediliyor. Haylaz öğrenciler çıkıntılık yapmış olmuyor; onların çıkıntılığını sonuna kadar hoş görmeyen öğretmenler çıkıntılık yapmış oluyor. Güçlüler kanunları çiğniyor; ses çıkaranlar çıkıntı sayılıyor. Haksızlık, keyfilik salgın halinde; itiraz edenler çıkıntı oluyor. Susanlar akil, konuşanlar çıkıntı. Ters zamanlardayız.
Algılarımızı doğrultabilirsek; sosyal, duygusal ve manevi hayatımızdan çıkıntılık problemini çıkarabilirsek nasıl bir huzur ve sükuna ereriz, düşünün.