İnşa ve Keşif


İnşa etmek; sınır belirlemeyi, çevrelemeyi gerektirir. İnşa, bir kapalılık halidir. Ne kadar büyük ve açık bir şey inşa ederseniz edin… Doğu toplumları inşa kafalıdır, bu nedenle özünde kapalıdır. Kendisini en aydın, en çağdaş, en ileri sayan bir Doğulu, günün sonunda yine bir inşanın parçası olduğu için kapalıdır, gelişmemiştir.

Keşfetmek ise sınırları geçmeyi, çevrelenmemeyi gerektirir. Keşif, bir açıklık halidir. Batı, birkaç yüz yıl bu modda idi. Keşfettikçe notlar aldı, işaretler koydu ve inşalar ortaya çıktı. Ve sürekli daha ilerisini keşfetmek için işlevsel araçlar, kurumlar inşa etti. Bu inşaların bir kısmı bugün Batı’ya ayak bağıdır. Bir kısmı ise onların her şeyi keşfetmesine imkan verir. Bir tecelliyle hakkı keşfedip Müslüman olabiliyorlar çünkü açıklar. Aynı zamanda her tür melanete de açıklar çünkü asıl gayeleri keşfetmektir hayatta. Bir şeyleri inşa etmek veya inşa edilmiş şeylerin içinde yer tutmak değil.

Doğu, keşiften korkar. Doğu’da liderler vardır, öğretiler vardır. Daha ileri bir fikri keşfetmemizden korkarlar. İnşalarının yıkılmasından. Çünkü Doğulu insan varlığının anlamını inşalar içinde bulur. İnşalar içinde yer tutmak ister veya kendisi inşa etsin, başkaları orada yer alsın ister. İnşalara dayanmayan bir bilişsel seyri tecrübe etmemişlerdir.

Batı’nın Doğu’ya üstünlüğü, keşfetme refleksinin inşa etme refleksine üstünlüğü sebebiyle oldu. Avrupa Dünya’yı keşfe çıktı; Osmanlı inşa ettiğini korumaya çalıştı. Sonuç ortada. Biz yıkıldık, üstüne keşifsiz kaldık. Onlar keşfettiler, üstüne inşa ettiler. Evet, yeri geldi kötüyü keşfettiler, kötüyü inşa ettiler ama ettiler. Biz iyi’nin kalıplarını savunurken…

Doğu, İslam değildir. Doğu, coğrafi ve kültürel bir indirgemedir. Batı da öyle. Her din gibi İslam da kültür kalıplarında yaşanır. Kültür ötesi din var mıdır? Vardır ama keşif işidir. İnşa işi değildir. Zira inşalar beşeridir. Keşif ise ruhumuzdaki ilahi davete icabet etme duygusudur.

Kuran’ı iyi okuyun. “Şunu inşa edin” diyen ne kadar ayet var, “Keşfedin” manasına gelen ne kadar ayet var? Osmanlı’yı kuran refleks keşifti. Osmanlı’nın ilmi ve manevi kanadında keşif ehli vardı. Siyasi ve askeri kadrosu da keşifçiydi. Orta Asya’dan keşfede keşfede İstanbul’a kadar geldiler. Ne zaman ki yerleştiler, inşa etmeye başladılar, zirveye çıktılar ve iniş başladı. Medeniyet, hedeflenen bir şey olamaz. Medeniyet, yüksek bir keşif kültürünün doğal çıktısıdır.

Doğu toplumları hep bir şeyler kurma peşinde. Şunu mu kuralım, bunu mu kuralım: Tüm tartışma bundan. “Zihinlerimizi özgür kılıp keşfedelim” diyen yok. Sonuçta neyi kurarsan kur, hayrı yok. Çünkü inşa etme arzusunda üstünlük kokusu vardır. Üstünlük oldu mu birileri ezer, birileri de ezilir. Keşifler inşaları doğurmalı; inşalar keşifleri boğmamalı.

Yeryüzüne bakın, hep inşaat. Gökyüzüne bakın, inşaat yok. Yıldızlar, gezegenler hep yüzüyor. Keşfe çağırıyor. Yer ehli inşacıdır, hesapçıdır. Gök ehli keşifçidir, sonsuzluğu algılamaya çalışır. Madde-mana farkı da budur. Maneviyatta inşa yoktur. İnşa ettiğini düşündüğün her şey, aleyhinedir. Egona kondurdun ki inşa edebildin. Her an yıkılabilir o. Aşkta da öyledir, dostlukta da öyledir. İnşa yoktur. Kınamadan ve kınanmadan keşfedersin. O keşif yoldaşlığı ve şahitliği, görünmez bir şey inşa eder insanda. İstesen de kopamazsın artık. Kopsan da unutamazsın. Ama eğer inşa kafasıyla yaklaştıysan hepsi bir gün yıkılır ve geriye hayal kırıklığı kalır. Zira inşalar hayaldir. Keşif ise hayalde gerçeği aramaktır. Bulunur mu? Hayalin hayal olduğunu elbet bulur insan. Hayalde gezinir, bir hayal gibi. Yaşamak budur işte; hakiki yaşamak. Çocuk gibi. Anda.

İnşa ve keşif ikilemini hayatın her alanında arayın, görürsünüz. Misal, biri kariyer inşa etmek için üniversiteye gider veya doktora yapar; onun amacı derece almaktır. Derece almasına yetecek kadarı işini görür. Diğeri ise keşfetmek için öğrenim görür; o ise çıktıdan ziyade sürece odaklanır ve manen tatmin olmayı da önemser. Dişini sıkmaz, samimidir; zorlandığı anları bile güzelleştirir.

Bir çift sosyal yapı kurma bağlamında evlenir. Bir başka çift ise hayatı birlikte keşfetmek için evlenir. İkisi de bitebilir. İlkinin bitişi yıkımdır, ikincinin bitişi ise dönüşüm. Yapılar ögelerine bağımlıdır; ögeler de yapılara bağımlıdır. Keşif ise insanın hür duygusu olarak bakidir.

Bir devlet, halk inşa etmek üzere kurulur, insanları sıkar. Başka bir devlet keşiflerin regülasyonu için kurulur, özgürlük ve güvenlik sunar.

Dışarıda inşa ettiğimiz oranda içimizde de inşa ederiz ve bizi yoran da budur. Daha sağlam inşalar peşinde koşmak çözüm değildir. Yunus Emre bunu “Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı” sözüyle anlatıyor. Varlıklarımızı artırmak, sıkıca tutmak çözüm değil. Varlığımızı açmak çözüm.

Çözüm demişken… Terörsüz Türkiye gündemi hareketlendi. Bu ülkenin sorunu, din değil, ırklar da değil. Bu coğrafyanın sorunu, tarihsel travmaların yarattığı toplumsal psikoloji bozukluklarıdır. Bozuklukların etkisiyle adımlar attıkça yeni travmalar oluşur, travmalar üst üste biner ve çözümsüzleşir.

Her şey -mış gibi… Kişi kültleri üst seviye… Hep sistem konuşuluyor, kültür konuşulmuyor… Bir uçtan diğerine savrulunuluyor… Taraflar birbirine numara çekiyor… Oyunculuk becerisi takdir görüyor; hakikat rağbet görmüyor, rahatsız ediyor. Hakikate müşteri kurumlar yok, kişiler de pek yok. Çoğunluk somut veya soyut inşa peşinde; kaşif yok, keşif yok. İnsanların kendilerini keşfetmelerine izin verilmedi ki huzur olsun. Kimi kaba, kimi ince inşalara sokulduk, kurban edildik.

Bu kafadan çıkalım; hayat çok güzel, dünya güzel, gökler güzel. Keşfedelim insanlığımızı, her şey düzelir. Ya da sen tek düzelirsin ki o da her şeyin düzelmesi demek.

İnşa ve Keşif” üzerine 3 yorum

  1. bu yazı serinizin devamını dilerim , yazı için ayrıca teşekkürler .

  2. Allah razı olsun teşekkür ederim

  3. Kaleminize sağlık hocam, teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir