Emaskülasyon


Maskülen: Eril, erkek

Maskülasyon: Erkekleşme

Emaskülasyon: Erilliğin azalması, kaybolması

2017 yılında Oxford’dan çıkmış bir makaleye göre Batılı erkeklerde sperm sayısı 40 yılda %60’a yakın oranda azalmıştır (https://academic.oup.com/humupd/article/23/6/646/4035689). Dünya genelinde de ciddi bir azalma olduğu biliniyor. Erkek doğurganlığı düşüşte. Erkeklerde yaşla birlikte Y (cinsiyet) kromozomunun kaybolduğuna dair çalışmalar da var. Testosteron miktarında azalma zaten malum.

Emaskülasyonun biyolojik yönü var. Psikolojik yönü var. Umumi boyutları var. Şahsi boyutları var.

Şeytani güçler eliyle yürütülen süreçler söz konusu (Cinsiyetsizleştirme). İlahi murada bağlı, daha derin bir katman da var: İnsanlığın sonu yaklaştıkça hayat oyununun ana kurallarından olan kadın-erkek düalitesinin aşınması ilahi bir hikmettir aynı zamanda. Cennette kadın-erkek ipek giyecektir. Bunu başka bir yazımda açıklamıştım.

Emaskülasyon, çağımızın devasa, en kritik olgularından biridir. Anlamlandırılmalıdır. Kaçınılmaz olan ve olmayan, direnilmesi gereken ve gerekmeyen yönleriyle.

Eski toplumlarda kadın-erkek arası kamusal mesafe açıktı. Modern çağda kadınlarla erkeklerin tamamen iç içe yaşaması emaskülasyonu artırmıştır. Kadınlarda da maskülasyonu. Tek cinsiyette kaynaşmanın, cinsiyetsizleşmenin ana sebeplerinden biri budur. Haremlik-selamlık denilen sosyalleşme modelini ilkel bulup çöpe attık; oysa tamamen faydalı ve gerçekçi olmadığı gibi hikmetsiz de değildi.

Eril erkekler ile dişil kadınlar arasında doğal çekim olur. Çekim olması için arada optimum mesafe olmalıdır. Ne kopuk ne dip dibe. Mesafeyi ortadan kaldıran Batı toplumlarında emaskülasyon, cinsiyetsizlik artmıştır.

Kadın-erkek rollerinin benzeşmesi, kadınlarda maskülasyona, erkeklerde emaskülasyona yol açar. Rol farklılığını koruma politikaları geliştirilmezse kadın-erkek arası çekimin bozulması, dolayısıyla aile ve nüfus gibi başlıklarda büyük krizler yaşanması doğaldır.

Devletin kökenine ilişkin teorilerden biri aile teorisi olup, buna göre devlet gibi büyük siyasi yapılar bile erkeğin önce kadın, sonra çocuklar, sonra da soyu üzerinde kurduğu iktidarın devamı olarak ortaya çıkmıştır. Demokratik toplumlarda ve ailelerde genelde iktidar krizi vardır. Zira demokrasiyi sürdürmenin gerektirdiği kültür seviyesi çoğu insanda görülmez.

Binlerce yıldır alışılmış ilişki modelleri epigenetiğimiz haline gelmiştir. Binlerce yıldan sonra kadınların gücü elde etmelerini haklı görsek bile psikolojik ve hormonal altyapıları açısından bakıldığında verimli sonuçlar doğuracağını söyleyemeyiz. Yüzlerce yıllık çalkantılardan sonra belki, kadınlar da iktidar olma, gücü yönetme noktasına gelebilirler. Erkeklerin binlerce yıldır bulunduğu noktaya.

Kaldı ki anatomik olarak bakıldığında (ki ruhla beden bütündür) iktidarın erkekte olması gerektiği açıktır. Kadın, iktidardan başka bir gündeme sahip olmalıdır. Kadın, güç ve iktidardan başka gündemlerle tatmin edici yaşam sürer. Bahsettiğimiz bu doğal kadın tipi maskülasyonla birlikte kaybolmaktadır.

Erkekleri mahveden şey emaskülasyon yani güç kaybı, kadınları mahveden şey ise güç istencidir. İster evrimci isterse yaratılışçı bakın, kadınların fabrika ayarlarında güçlü bir adam bularak güç hesabı yapmaktan kurtulma, güven içinde huzur ve mutluluğu arama vardır. Bu ayarlar bozulmuştur.

Erkeğin güçlü olması; kadının ihtiyacı, erkeğinse vazifesidir. Ne demek bu? Erkekler günümüzde bu vazifeden kaçıyorlar. Aksine, kadın güçlü olsun istiyorlar. Erkeğin güçlü olması, erkeğin ihtiyacı değildir. Görevidir. Kadının ihtiyacıdır. En erilleşmiş kadın bile yakın ilişkide buna ihtiyaç duyar.

Erkekliği ihya etmek, uluslararası ve ulusal düzlemlerde büyük bir vizyon ve politika başlığı olmalıdır. Yapılması gerekenler var. Çok uzun konuşulmalıdır. Birkaç kritik öneride bulunmak istiyorum:

Bana göre her kadın ve erkek aile kurmak zorunda değil. O psikolojik uygunlukta değil. Fakat aile kuruluyorsa iktidarın erkekte olması üzerine kurulmalıdır. Resmi evlenmelerde iktidar kadındadır. Carl Schmitt “İktidar olağanüstü halde belli olur” der. Rutin durum esas değildir. Boşanma gibi olağanüstü bir halde kadının çok güçlü olması, evlilikte asıl iktidarın kadında olduğunu ifşa eder. Bu sağlıksız bir durumdur.

Evlenme-boşanma hukukunun sunduğu güç dağılımı düzeltilmedikçe erkekler resmi evlilikten uzak durmalıdır. Nitekim duruyorlar da. Aile kurtulsun isteniyorsa güç dağılımı perspektifiyle politika geliştirilmelidir. Erkeklerin daha güçlü ve daha sorumlu olduğu eski modele mi dönülmeli, başka bir model mümkün mü, tartışılmalıdır.

Çok eşlilik kapısı açılmalıdır. Çok eşliliğin pratikte matah bir şey olduğunu iddia etmiyorum. Fakat erkeğin çok eşli olabilmesi ihtimali, olağanüstü hali belirleme yetkisinin erkekte olduğu anlamına gelir. Bu potansiyelin tanınması zaruridir. İktidarın doğası ve mantığı açısından.

Erkekler kadınlar üzerinde iktidar kurmadan önce nefisleri üzerinde iktidar kurmalıdır. Tembel, sorumsuz, herhangi bir şeye bağımlı, zafiyetli erkeğin muktedir olmasını savunmak mümkün değildir. Öte yandan, gücü azaltılmış erkeklerin adam olacağını, layıkıyla hayırlı olacağını düşünmek de gerçekçi değildir.

Erkek, manevi gücünü azaltan her şeye karşı savaşçı olmalıdır. İçinde, dışında, evinde, toplumda… Olumsuz bir durumun manevi gücünü artırdığını hissediyorsa sabırlı olmalı, gücünü azalttığını hissediyorsa sabretmemeli, tepki koyarak eril enerjisini geri almalıdır. Bu onun vazifesidir. Kolaya kaçmak, “sabrediyorum, olgun davranıyorum” gibi yalanlarla kendini kandırmak erkeğin ruhunu, kişiliğini aşındırır.

Bu genel prensip doğrultusunda erkek adamın aşamayacağı hiçbir engel olmamalıdır. Gözden çıkarmayacağı hiçbir şey olamaz. Cinsel enerji, libido, yaşam enerjisidir. Birini kaybeden diğerini de kaybeder.

Kadınlar erkeklerinin güçlü olmasını isterler. Masküle olmuş kadınlar ise, bu kök isteğe ilaveten, erkeklerinin gücünün kendi hizmetlerinde olmasını isterler. Kendi anlayışları yönünde işlemesi için uğraşırlar, kaba veya ince yöntemlerle. Bir nevi davul erkeğin boynunda, tokmak kadının elinde.

Bu dejenere ilişki modeline bir erkek asla müsaade etmemeli, kadını fabrika ayarlarına döndürmelidir. Zira bu ilişki modeli kadını da huzursuz eder. “Davulu düzgün tutamıyorsun” der kadın. Kimi tokmağı erkeğine vurmaya başlar (genelde psikolojik formlarda), kimi de alır davulu kendi boynuna asar, erkeği sorumluluktan azat edip kendini tüketir.

Kadınların ve erkeklerin geleneksel ayarlarla modern ayarlar arasında bocalaması azim bir sorundur.

Günümüz bocalama çağıdır ve bocalama çağının ilişkilerinde kadınlar kendi güç ve etkilerini hissetmeye, sürekli test etmeye muhtaçtır. Kadının şekillendirici olmasına dayalı davranışlar, erkeği aşındırır, emasküle eder. Erkek, kadının uyguladığı hiçbir testi geçmemelidir, zira teste girmeyi reddetmelidir. Test etmek, iktidar kurmaktır. İktidar kadına bırakılmamalıdır. Tekrar ediyorum, iktidarı kadına bırakmamak, erkeğin vazifesidir. Çoğu erkek bu vazifeden kaçıyor, iktidarı kadına devredince rahat edeceğini zannediyor, zamanla saygıyı kaybederek daha kötü durumlara düşüyor ve kadını da düşürüyor.

Kadınlar, modern erkeklerin eril enerjilerinin düştüğünü, zaten sorumluluktan kaçmaya yol aradığını fark etmeli, erkekleri bir de kendileri zayıflatmamalı, bu şeytani değirmene su taşımamalıdır. Erkekler de modern kadınların eril enerjilerinin yükseldiğini, bunun en başta kadınların ruh ayarlarını bozduğunu fark etmeli, kadınların güç ve iktidar istençli hiçbir davranışına onay vermemelidir. Elbette insani eşitlik vardır, her şeyi konuşmaya açık olmak vardır, fakat psikolojik faktör de hayati önemdedir. Direksiyon erkekte olmak zorundadır.

Sağlıklı bir kadın, erkeği test etmez. Yönetmez, yönetmek de istemez. Talimat vermez (Eril iktidar biçimi). Manipüle etmez (Dişil iktidar biçimi). Açık iktidar da gizli iktidar da olmak istemez. Bunlar hep eril dürtülerdir. Kadın, güzelliğinden ve değerinden emin, doğru durur, doğru davranır, doğru insanların doğru ilgi ve iltifatını çeker. Siz hiç bir gülün çabaladığını gördünüz mü? Gül, doğalsa, hoş koku veriyorsa tamamdır.

Her erkek şu soruyu kendine sormalıdır: Beni emasküle eden şeyler var mı? Neler? Bunları nasıl aşabilirim?

Her kadın da şu soruyu sormalıdır: Erkeği emasküle eden huylarım, tutumlarım olabilir mi? Neler? Bunları nasıl aşabilirim?

Önce cinsel enerjinin, sonra da ailenin doğru mecrasını bulması, bu gibi sorgulamalara bağlı.

Emaskülasyon” üzerine 2 yorum

  1. Hocam hayretler içindeyim, yaş itibarıyla bizden geçti keşke gençken olsaydı lakin talep ettiğiniz düzende nüfusun artmadığı görüdü nerede derseniz? Bizim Osmanlı da, Afganistan da, şimdiki Araplarda . Meselaa peygamberimizde çok eşli ama çok çocuk yapmamış. Günümüzde bize dönersek sizin gibi hükümette çok çocuk istiyor ama evlenmeler azaldı, çocuk sayısı düştü, bilakis çok eşli ülkelerde de nüfusun arttığı gözlenmiyor. Selamlar olsun DEMRE den

  2. Popülizmden uzak, fıtrata uygun, tabii yorum ve bakış açınıza hayranım hocam, bu konularda eşsiz bir perspektif sunuyorsunuz. Değerli yorumlarınızı/eleştirilerinizi sıklaştırıp hatta kitaplaştırabilirseniz minnettar oluruz. Allah yolunuzu açık etsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir