
İnsanın gözü kendi için görür, kulağı kendi için duyar. Kalbi de kendi için atar. Bunda şaşılacak ne var?
Yüreğinin götürdüğü yere giden, yalnız kalır.
Yalnızlık hakikattir. Yalnız olmadığımız demler, moladır.
Nasıl ki tüm kainat karanlıktır. Aydınlık istisnadır. Yalnızlık da öyledir, kutsal karanlıktır.
Yalnızlık diye bir şey yoktur esasen. Yalnız olanı bilirsen…
Dünyanın herhangi bir noktasını kazmaya başlayın. En derine kadar kazın. Ateşle karşılaşırsınız. Her noktanın birleştiği yerde. Dünyanın çekirdeğindeki sıcaklık, Güneş’in yüzeyindeki gibidir. Hayat da öyle, iki ateş arasındadır.
İnsanlar da öyle… Ne kadar farklı görünsek de en derinimizde ateş vardır. Benlik ateşi.
O ateş olmasa insan olmaz. Benlik söndü mü insan söner.
“Ben” deyiniz. “Ben demeyin” diye tasavvufi bir kaide vardır. Ben bu kaideyi değiştiriyorum: Ben deyiniz. Daha dürüst olursunuz. Daha şeffaf bir yoldur bu. Ben demeyenler yalancıdır.
Musa’ya ateşten hitap edildi: “Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar”. Burada Şeytan ve Adem hikayesi hatırlatılıyor. Şeytan “Beni ateşten yarattın” demişti, “Onu topraktan”. “Ayakkabılarını çıkar, toprağa bas, hisset, hatırla”.
Toprak şekil alır. Ateş şekil almaz. İnsanın ruhu alev alev, ışıl ışıldır. Mutlu çocukları düşünün.
Nar’ın ortasındaki Elif içe doğru bükülüp Vav olunca Nur olur. İnsan Hak karşısında bükülmezse nardır, ateştir; bükülürse nur olur.
Tersinden bakalım: İnsanı Allah’tan başkası karşısında bükmek istemek şirktir. En büyük günahtır. Anne-babalık, öğretmenlik, devlet adamlığı, kanun yapma, yargılama, amirlik, patronluk, liderlik vb. şirk meslekleridir.
Bu meslekleri icra edenler şuna dikkat edecekler: İnsan ruhunun özgürlüğüne halel getirmemek. Halel getiren şeyleri bertaraf edecekler. Her halükarda kendileri halel getirenler olmayacaklar.
İnsan, ruhunun özgürlüğü kadar vardır, gerçektir. Ruhun özgürlüğü ise bedenin disipliniyle, uslu durmasıyla sağlanıyor diye insana abd, kul, köle denilmiştir. Bedende disiplini sağlamak lazımdır. Lakin ruh özgür değilse bedenin disiplinli ve çalışkan olması kötüdür. Kaçıştır. Yalan barındırır. En çalışkan toplumlar ve insanlar değil midir dünyayı mahveden? Nice sakin ve hırssız insan bu dünyadan vebalsiz göçmüştür. Nice çalışkan ve başarılı insan ise büyük veballerle.
Ruhun ihmaliyle gelen maddi kazançlarda hayır yoktur. Ruhtan sonra veya ruhla birlikte olmalıdır.
Hesabını ruha göre yap. Maddeye göre değil. Bir işte kar var, kazanç var diye hemen heves etme. Şu olayım, bu olayım, şuyum olsun, buyum olsun deme. Olmayıversin. Rahat ol. Özgür ol. Hep kazanmayı düşünme. Kaybetmeyi de güzel gör. Kaybetmeyi bilmeyen, hazmetmeyen iç dünyasında hep yoksul kalır.
Sağlam zemine inşa edilen baraka, çürük zemine inşa edilen gökdelenden daha güvenli ve hayırlıdır. Kabe… Etrafında gökdelenler… Hangisinin duygusu temiz, hangisi baki zaman gösterir.
Maddiyattan kaçmak da eksikliktir. Demek ki maddiyat seni bozuyor ki kaçıyorsun. Ne heves et ne de kaç.
Hayat sorumluluklarla doludur. Sorumluluklara uydukça tükeniriz, fark etmeden. Sonra da bakarız ki ortada “Ben” kalmamış. Ben derken bile. Ne uğruna peki? Bu sorumluluklara ne için uyduk? Hak için mi? Korkak olduğumuz için mi? Kendimize ne söyledik? Gerçek ne idi?
Benliğini fark et, sev, okşa, hoş ve tatlı kıl. Sonra da kurban et.
Çocukken babam koyun alırdı, haftalarca bakardık, en güzel otları toplardık, elimizle beslerdik. Sonra da kurban ederdik. Hakiki kurban böyle olur. Pazardan alınmış hayvanla bağın yok ki… Sürüleşmiş insanlar, horlanmış benlikler Allah’a layıkıyla kul ve kurban olamaz. Bunu unutmayın. Aziz insandan kurban olur. İnsanın kıymetini düşürenler yıkılır. Yükseltenler yükselir.
Anne-baba, devlet, patron, lider, eş, arkadaş fark etmez, hiç kimsenin sizi horlamasına izin vermeyin. Bu hususta isyan ederek hata yapmak, itaat ederek hata yapmaktan iyidir. Hakiki özgür insanı kimse horlayamaz zaten, horlanma hissetmez zira.
Hür ol. Hür. Hürriyeti sev. Hem düzünden sev hem de tersinden. Ne demek bu? Hür olacağım diye tepkiselleşme. Kadim uygarlıklarda (Mısır, Fars) kedi kutsal sayılırdı. Kedi hürriyeti temsil eder. Sokak kedisi ile ev kedisi arasında hürriyet duygusu bakımından fark yoktur. Sokak köpeği ile ev köpeği arasında duygu bakımından büyük farklar olur.
İnsanları köpekleştirmek isteyen bir dünyada yaşıyoruz. Şunun veya bunun köpeği, sadığı olmaya itiliyoruz. Kimimiz de memnunuz bundan. Oysa ki insan en derinindeki benlik ateşine sadıktır sadece. Onun dışındaki sadakatleri, eğer Hak için değilse, yalandır. İhanet, vefasızlık hep vardır. Yüzeye vursun, vurmasın. İhanet etmemek için ilahi ateşle tanışmak gerek. Musa’nın tanıştığı gibi. Musa’ya “İçindekine (benliğine) tapma” denildi. Bağlısı olacağı makamı gördü Musa. Göremeyenler hain olur. Hz. Musa hep hainliklerle uğraşmıştır.
İhanet kadar insanı pişiren şey yoktur. İhanet, bir kişinin benliğindeki ateşle bir başkasını yakmasıdır. İhanete uğramak bir nimettir. Sönmüş ateşini harlar, insanlığını canlandırma fırsatı verir.
Ateşin kutsal olması da bundadır. Yaka yaka özünü ortaya çıkarır. Güzel veya çirkin, her ne ise yanınca belli olur.
Ateş, atmayan kalbi attırır. Ve kendini tanıttırır. Senin de bir gün tükenecek bir ateş olduğunu öğretir. Bir müddet ışıldayacak, ya yanıp kül olacak ya da nura döneceğiz.
Cennet, nur. Cehennem, nur olamamış, nar kalmış taraflarımızdır.