
Bundan beş yıl önce yayınladığım Evlilik Romantizminden Nikah Realizmine Cinsel Açılım İhtiyacı yazım büyük ses getirmiş, akabinde Türkiye’nin en meşhur ilahiyatçılarından biri “Haya” konulu bir video yayınlayarak bizlere üslup ve adap dersi vermişti. Zaten hep öyle olur: Bir hakikati söylediğinizde karşı çıkamayanlar sizi üslup cephesinden vurmaya kalkar.
Bugün Habertürk televizyon kanalı etrafında dönen olaylara ilişkin dosyada bu zat-ı muhteremin adı geçiyor. Ana karakterin hamisi ve mentörü olarak.
Yanlış anlaşılmasın, hocamızı bu hayasızca akınla ilişkilendiriyor değilim, asla! Fakat muhterem hocamızın büyük bir hata atmosferinin aktörlerinden olduğunu söylüyorum. Nedir o hata? Açıklayacağım.
Evvela yazımın bitişini buraya tekrar alayım:
“Gelenek değil, modern akımlar da değil, Allah’ın tanıdığı sınırlar ve hürriyetler çerçevesinde bir tazelenmeye, cinsel açılıma muhtaç olduğumuz meydandadır.
Şeffaf ve dürüst iletişime dayalı cinsel açılım gerçekleşmedikçe toplumumuzun diğer unsurları da perdeler ardında bozuk işlemekten, verimsizlikten kurtulmayacaktır. Çünkü cinsel enerji yaşam enerjisidir. Cinsel vaziyet, bütün vaziyeti etkiler.
Cinsel konularda gerçekçilik, bizi hayatın bütününe karşı gerçekçi kılacaktır.”
O yazıdaki argümanları tekrarlayacak değilim. Gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un aleyhine iddialarla da ilgilenmiyorum. Lehine olan bir şeyi cımbızlamak istiyorum: Ersoy’un adı geçen spikerle imam nikahlı olduğu belirtiliyor. Yani, evet, diyelim ki kötü alışkanlıkları, bağımlılıkları var. Fakat dini hassasiyeti de var. Devletin hiçbir şekilde tanımadığı, sekülerleşmiş toplumun da kınadığı bir hassasiyet.
Çeyrek asırdır dindar insanlar iktidarda, güya, dindarların mikro problemleri hala olduğu gibi duruyor. Helal keyif alanları ve eğlenme kültürü oluşturamayan dindarlar bir sınırdan sonra seküler dokuya teslim oluyor. Üstüne, yılların birikmişliğiyle sapkınlaşabiliyor.
Londra’da Arap şeyhlerinden biriyle tanışmıştım. Akıl almaz bir serveti vardı. “Hayatımda zina etmedim” diye söylemişti, gurur ve şükürle. Üç karısı vardı, evet, aldatmamış, hayatında zina etmemişti. Kadın peşinde koşmuyor, işine bakıyordu.
Derslerimde öğrencilere eşcinsel evlilikle ilgili görüşlerini sorduğumda olumlu konuşanların sayısı çok eşlilikle ilgili olumlu konuşanlardan kat kat fazla. İşte kültürel iktidarsızlık budur.
Çok eşlilik helaldir. Helali haramlaştıran İslam değildir. “Ben tercih etmiyorum” diyebilirsin. “Tercih eden adamla evlenmem” diyebilirsin. Fakat bu helal tercihi kınayamazsın. Kınarsan, herkesi dayatmacı ve demode iktidar aygıtlarının makbul vatandaşları, mazbut dindarları olmaya zorlarsan bu tür patolojilerle boğuşursun.
Çok eşlilik bir emniyet supabıdır. Osmanlı’da legaldi. En açık görüşlü şehir olan İstanbul’da çok eşlilik oranı %2 idi. Çok eşlilikle en çok anılan, sıcak ve şehvetli iklim Suudi Arabistan’da %10’dur. Bu oranların anlamı şu: Serbest oldu diye herkes koşa koşa yapmayacak. Yapamaz da zaten. Ama insanlara helal meşruiyet alanlarının tanınması lazım. Hele bu sapkın çağda, bu en masum taleptir.
“Nikah” kelimesine yer bile vermeyen, geleneksel terminolojiye, bin yıllık değer ve dengelere savaş açan, laikçi ve dayatmacı Medeni Kanun’un dindarlarca bile budalaca sahiplenildiği bu çağda, İslam’ı geçelim, net liberal bir talep olması gereken çok eşliliği dile getiremeyen dindarların zillete düşmeleri, sekülerleşip savrulmaları gayet normal.
Olayın bir de biyoloji, psikoloji boyutu var. Erkekler poligamik, kadınlar hipergamik varlıklardır. Bu denklemin dışına çıkarak sevgi birlikteliği kurmak elbette mümkündür. Fakat sevgiyle birleşmek, devam etmek istisnadır. Ekseriyetle, güç denklemi ve hesapları belirleyicidir. Güç kaybetmeme duygusuyla birçok insan evli kalır.
Hipergami nedir? Kadının, kendinden daha güçlü bir erkeğe yönelmesi, erkekte güç istemesidir. Bu güç, kadının mizacına göre, fiziksel, mental, duygusal, parasal, statüsel vs. olabilir.
Poligami ise erkeğin çok kadına yönelerek gücünü teyit etmesidir. Evlilik, çocuk, günah, kınanma gibi boyutlar olmasa ham erkek doğası, maksimum sayıda kadınla olmak ister.
Cinsellik için güçlenen, gücünü cinsellik için kullanan erkek çoktur. Kadınların da çoğu güç unsurlarına meylettiğine göre, poligamik erkeklerin hipergamik kadınlarla ilişkisinde biyolojik açıdan hiçbir anormallik yoktur.
İşte din, burada bir ahlak ve sınır getirmiştir insanlığa. Poligamiye de hipergamiye de. Fakat tamamen ret de etmiyor. İslam’da sevgi evliliği gibi bir kural yok mesela. Gayet çıkarcı nikahlanmalar da meşrudur.
Medeni hukuktan din tortusunu çıkarın, evlilik tamamen saçma sapan bir kurum olur. Hangi hayvan evleniyor? Evlilik doğada olmayan bir şeydir. Evliliği insanlara dinler öğretmiştir. Daha doğrusu nikahı. Modern evlenmeler, nikahın dejenere versiyonudur.
İngiliz Kral VIII. Henry’nin, Osmanlı sultanlarına özenerek, “Ömür boyu tek eşli krallık mı olur? Ne anladım ben bu işten?” kafasıyla Katoliklikten çıkması, Anglikanizm mezhebini kurarak başına geçmesi, altı kadınla evlenmesi meşhurdur. İngiliz kimliğinin mimarlarındandır bu adam. Onu ayıplayan Avrupa hanedanları yasak aşklarla, gayrimeşru çocuklarla doludur.
Ne demek istiyorum?
Erkek, erk sahibi yani güçlü olacak. Çok kadın, bunun bileşenlerinden biridir. Evet, tek kadınla olmak, nefsine ket vurmak daha büyük bir güçtür. Ama herkes için gerçekçi değildir. Hele de sıra dışı servet, şöhret, kudret sahibi erkekler için çok zordur. Bu emniyet supabı topluma kazandırılmalıdır. Erkekler helal, legal, meşru, temiz dairede çok eşli olabilmelidir. Devlet de toplum da bunu kınamaktan, insanların aleyhine kullanmaktan vazgeçmelidir.
Böylece kadınlar da kuralsız avcı erkeklere meze olmaktan kurtulmalı, hipergamilerini açıkça ve nikah bağıyla yaşamalı, huzur bulabilmeli, bulamadığında ayrılabilmeli, kınanmamalıdır.
İnsanları cinsellik konusunda sapkınlaştıran şey, baskı atmosferidir. O atmosferden sıyrılan kişiler, coşkun bir tahliye duygusuyla ayarsızlaşabilmektedir.
Fıtrat ötesi edep, haya, mazbut dindar, makbul vatandaş kafasıyla gidersek sonuç “riyakarlaşma” olacak ve problem gittikçe derinleşecektir.
Umarım yazının başında bahsettiğim hocamız ve benzerleri, diğer pek düzgün vatandaşlarımız ve afif dindarlarımız biraz olsun gerçekler, insan ve toplum gerçekleri üzerinden düşünüp konuşmayı öğrenirler.